Pazartesi de yavaş yavaş bitiyor...Saat burda 7 olmak üzere ve benim aslında günün en sevdiğim saatlerinden ilk dilimdeyiz. Akşam olmadan hemen öncesini ve sabah olmadan hemen öncesini sevenlerdenim ben.
Ben belki de genel olarak "hemen öncesi" olması halini seviyorumdur, kim bilir? Öyle programlanmışımdır belki de hatta... Çünkü her şeyin hemen öncesi, ne kadar yakın olduğunu ve ne kadar beklediğini şeyin zorla beynine yerleştirmesi gibi geliyor.
'Gibi' edadını da hiç sevmem ya, kullanıp duruyorum işte.
Aşkın bile hemen öncesi güzel benim için, neden mi? Çok basit aslında...Aşka düştüğün andan itibaren bilirsin ki ota boka acı çekeceksin ve ne kadar inkar edersen et bir paranoya moduna bağlayacaksın-en azından benim için öyle-. Ama aşka düşmeden hemen önce, düşüş yoktur ki...Free fall kanunları bile el ele kol kola Rasputin olarak dansedebilirler, kime ne?
Neden yazmayı hiç düşünmediğim şeyleri yazıyorum buraya?
Yine laptobum bozuk benim, çöpe bakıyor, masamın üzerinden yatay atış yapılmak için kendisi...Evet atacağım onu artık, "buraya kadarmış" diyeceğim. En çok da kaybedeceğim müziğime üzülüyorum ben, bir de fotoğraflara...Onlar gitmeseydi, umrumda bile olmazdı. "Hoşçakal" derdim kolayca. El sallar, arkasından su filan da dökmezdim. Ya şimdi?
Zaten bir şey bir kez çatırdadı mı, olmuyor tekrar. Her şey öyleyken, laptobun gözünün çöpte olması tabi ki kaçınılmazdı.
Oturup salak gibi ağladım bir de...
Sonra başımı kaldırdım...
Sonra üzerinden 2 gün geçti.
Ben başımı daha sağlam tuttum ve kendimden utandım. 2 sene önceye kadar laptobum veya sahip olduğum bir bilgisayarım bile yoktu ki benim ve şimdi bir salak kutu için ağlıyordum...Dünyanın bilmem kaç yerinde elinden yemekleri alınan insanlar varken, ben oturmuş bir kıçı kırık Dell laptop için ağlıyordum. Çok sinirlendim kendime, azarladım kendimi...Kendim, köşesine çekilip ağlamaya bile gidemedi, utandı. Islak gözlerle, "bir daha yapmayacağım, saçma sapan şeyler için şımarık zengin çocukları ve amerikalı freshmen kızlar gibi ağlamayacağım" dedi.
"Aferin, ağlama zaten. Değer mi yahu?" dedim...
Anlaştık.
Şimdi dağılabilirsiniz...
Numbness is ahead, I write to defreeze myself..
Bir saniye!
Tuesday, September 04, 2007
Posted by Tugc at 1:36 AM
Labels: ÇokSesliRuh, GayrıResmi şikayet
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
8 comments:
Sevgili Tugcem,
üzülme hicbirseyin kaybolmaz,harddisk teki bilgilerin hepsini baska bir aktartabilirsin nasil olsa.O yüzden hem müziklerine, hem de resimlere yakinda kavusabilmen dilegi ile,
sevgiler,
Mr. TD
ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına :)
Akşamın ve sabahın hemen öncesi gibi varmı hakkaten. İyi demişsin yani..
Hemen öncelerde hep bi heyecan,hep bi ne olacak diye beklemeler vardır.
ha laptopa da üzülme ya, onun içindeki güzellikleri yaratan ne de olsa sensin ;)
hadi kendine ii bak ve bencede ağlama.
hicbi $ekiLde aktarma oLasiLigin yok mu yaf? yazik oLcak $arkiLara dedigin gibi.. beLki bu araLar duygusaL gunnerin yakLa$ti, ondan agLami$sindir.. Hemen yukLenme kendine bu kadar.. :)
son cumLen bitirdi beni,
dagiLioruuuz. ;)
~Serra
dagildik hakikaten..
Annem bizi sinir etmek istediginde, cekilebilirsiniz der hep :) Benim de aklima o geldi...Hem basinda 1 saniye dedim okudunuz, ee bittiiii..
düz bir metin, okunur hale gelebiliyorsa ve içinde edebi tanılar taşıyabiliyorsa habersizce.. değerlidir.. içindeki duygu yüküne birşey diyemem tanımadığım için, ama genel olarak seviyorum tarzını.
Teşekkür ederim Merdümgiriz. İçimdekş duygu yükünü galiba zaten sadece ben anlıyorum, ama tabii ki bundan daha doğalı da yoktur.
Post a Comment