Şimdi ben çeşitli ActionMan, CounterStrike üreticileri ve benzerlerinin yer aldığı sektör için sevineyim mi üzüleyim mi karar veremedim. Vallahi kardeş bak yarım saattir düşünmekten kukumav kuşu modeline büründüm.
Merakım tam olarak şu, size de hemen anlatayım. CounterStrike tipi oyunlar bu K.Irak ve dünyanın başka yerlerindeki potansiyel ve bilfiil savaşlar nedeniyle daha mı çok satacak, daha mı az? Aynısı actionman için de geçerli. Hedef alıp vurma taktiklerini pratik yapmak için CS iyi satar bence. ActionMan'leri de ikiye böler öyle oynarız. Yok, oyuncağı kırmak yok! Yani 2 grup yapacağız.
Sonra bir grup diğer gruptan 8 ActionMan'i esir alacak. Diyelim ki kaçıran grup battaniyenin altına doğru çeksin onları haberleri yokken mesela. Sonra odaya bir girelim bakalım olmasınlar ortalıkta. Annemiz ortalığı temizledik sansın, ama sonra o askerler ortaya çıksın bir süre sonra. Annemiz de "niye ortalığı dağıttın sen yine" diye kızsın. ActionMan'leri alıp çöpe atsın...
Sonra battaniye altına çeken grup, 7 tane de başka normal oyuncağı -asker oyuncaklardan değil bu kez, sivil olacak. Mesela pony filan olabilir, barbie'nin kenny'si filan olabilir mesela.- hokus pokuslasın. Onlar da yorgan altı olsun.
Ne güzel saniyede oyun yazdım bak, gündemi takip eden çocuk modeliyle. Gerçi artık o 8 askerler hakkında haber yapmak filan da yasaklandığından, gündem takip eden çocuk modeli de çöp oluyor ama olsun, izlediğimiz yanımıza kar... Protesto da serbest. Ama o kadar, haddini aşma dedim sana! Hadi yürü odana!
Böyle bir şey işte... Direk yeşilçam klasiği... Yeşilçam yaşamın herbirimine uygulanabiliyormuş meğerse, haberimiz yokmuş. Hani filmdeki esas kıza tecavüz edilir, sonra kız bir yerlerden bulunur, anne zır zır ağlar, babanın tepkisi süperdir... "Benim Gül diye bir kızım yok artık. O kirlendi...". Gül kızımız kapıda belirince de, baba bir tokat çakar okkalısından ve ekler; "Keşke ölmüş olsaydın...Benim için sen bir ölüsün artık... Kirlendin sen."
Gül tecavüze mi uğramış, kimsenin umrunda değil... Hah altına bir de komplo teorileri eklenir, unutmamak gerek. O aslında evden kaçmak için, tecavüzcü adamla birlik olarak, kendisine tecavüz ettirmiştir. Mal ya Gül... Ondan... Bayılıyor tecavüz edilmeye yani, hatta hobisi... Sonra bu işbirlik söylentileri el altından dağıtılır, insanlarda kuşkular oluşur; babanın "o kirlendi, keşke ölseydin" sözleri artık o kadar kötü kalpli göstermez babayı, tam hoşlaşamasa da seyirci, "ama şimdi belki o da kızını öyle görmeye dayanamıyordur, iyi hatırlamak istiyordur" diye hemen önceden hazırlanmış yastık-yorgan kılıflarını- nevresim de olur- atı atıverir. Şüpheci ruh seni... Belki zevk de almıştır Gül tecavüzden hem, gözünle gördün mü acıyla haykırdığını? Hayır...E o zaman kesin konuşmaya bakayım... Aferin, söz dinle.
Yarın bence "baltalar elimizde, uzun ip belimizde" şarkısını söyleyerek binsinler helikopterlere. Bak 4 kişi öldü yine. Sizin-bizim ayrımcılığı yapanlar için söyleyeyim...Haa evet, bizden... Yani öyle tek biz gidelim yiğit olup dönelim değil... Yani zaten yiğitlik mantığıyla gidip ölmezsen de hapise atılacaksın...Ondan pek bir şey farketmiyor yani.
Öyle üzerimizden oyunlar oynansın dursun, biz odada ActionMan oynarız nasıl olsa...Birileri harita büyütüp büyütüp koysun, sonra laf edince sen suçlu ol. Hatta ben diyorum ki, oldu olacak şu haritayı yuvarlak hale getirelim. Ne gerek var öyle diktörtgen filan. Köşelerden biraz daha geniş alarak bir daireyle, şöylecene döndürelim kalemi. Daha güzel oldu bence.
Sanki hareketi harekata dönüştürürsek ölmeyecek arkasından ağlayarak yollananlar...
7 ay kadar önce ortaya atılan, "asker başbakan'dan bağımsız bir şey yapmaz.Biz her şeyden haberdar oluruz" gibi laflar ettiken sonra; K.Irak'taki eski bir karakol ve boş köylere aparkat çeken helikopterler için aynı başbakanlık "Valla benim haberim yok" der...
Bence de yoktur. Yazık adama, niye üzerine gidiyorsunuz canım...Alla alla...
Tam diplomatik cevaplarmış bunlar bir de, öyle dediler... Bunu öğrenmek içimde şu merakı uyandırdı nedense. -neden?-
Acaba insanların diplomatlıktan önce ve sonra arasındaki 1300 fark nelerdir....?1068.4 de olabilir farketmez... Hatta 7 tane bile bulabilirsin sen istersen...
8? Yok 8 olmaz... 8 uğursuz...8 bulunca hapise atıyorlar...
Ben gidip bu diplomatlık yetilerimi geliştirmek için birkaç Yeşilçam klasiği daha izlemeye gidiyorum şimdi, ordan da belki CS filan yükletirim. Cumaya giderdim ama, cuma değil, tüh...
Numbness is ahead, I write to defreeze myself..
7-8-9-10. Tıp!
Wednesday, November 14, 2007
*Fotoğraf sunstroke.deviantart.com'dan alıntıdır.
Posted by Tugc at 4:17 AM
Labels: İçimdeki toplum, kişisel görüş
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
4 comments:
Siyaset konusunda, insanları renklerle ifade ederim. Hatta bircok insan bu metodu kullanır ancak sadece reklamı iyi olan renkler yaygın olarak bilinir mesela yeşil, kırmızı ve mavi. Son yıllarda turuncu belki.
Bu yazıyı okuyunca aklımdan size bir renk belirleyemedim. En başta sarı dedim ortalarda biraz gri oldu sonlarda ise Biraz yeşil biraz kırmızı gibi belki biraz mavi. Sonra en baştan bir daha okuyunca gözümü birsürü renk bürüdü.
7 renk olsa bir çeşit gökkuşağı olabilirdi sonunda tümden beyaz olabilirdi. Yok sizdeki renkler 7 den cok yetmişten az..
Bir çeşit alacasınız. Öyle allı pullu, pembeli mavili değil. Çok karışıksınız. Tüm renkleri bir araya getirsek koyu kusmuk rengi gibi birşey oluyor. Kısacası yazınızın tamamı mide bulandırıyor.
Bence siz gündem olmak adına kesip yapıştırdığınız yazılardan kendinize özel bir fikir yaratma çabasında işin ucunu kaçırmışssınız.
Bence siz bu çabadan vazgeçin çünkü bilirsiniz bu kusmuk rengi başka yerlerdede bulunur ancak nihayetinde bu renk birçok kişinin sadece midesini bulandırır. Yeni kusmuklara mahal vericek yazılarınızı kendinize saklamanızı
istirham ediyorum..
Saygılarımla..
Valla benim de bu haberleri okurken midem bulanıyor...Ayrıca kusmuk da bir renktir...Rengi olmamaya yeğlerim, ayrıca bu tip renksizlerin, başkalarına etiket koyma çabasından daha da kusmuk rengine dönüşüyorum mesela..Yazılarımdan bir fikir yaratmaya çalışmıyorum, fikrimi yazıyorum. Bak etikete, "kişisel görüş".Yani senin, onun bunun değil, benim görüşüm. Herkese haz verme iç güdüsü de taşımıyor. Bilmem anlatabildim mi...
Saygılar.
Yazının giriş kısmını okuduğum an, aklıma salt Kuzey Irak bazında değerlendirmenin yanlışlığı geldi. Niye tek yönlü düşünüyoruz?
Cs, yıllardır kapışılan bir oyun. (senin önermenin üzerinden gidiyorum) Kuzey Irak ve Türkiye bağlamında düşünmek de bir nitelik olabilirdi aslında. Ama ben doğduğumdan beri savaşlar her yerde var. Spikerler "Bilin bakalım, bugün Irak'ta kaç kişi öldürüldü" derken sırıtabiliyorlarsa; bir iğrençlik söz konusu.
Oyuna olan talep arttırıldığı vakit müdahale edilmeliydi bir nevi. Geç kalınmış olamaz elbet. Ama rica ediyorum, çamur bize sıçradığı vakit tepki vermektense; insanlığımızı "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantalitesinden kurtularak gösterelim.
Enci,
Anladığım kadarıyla oldukça yanlış anlamışsın yazdıklarımı.. Ben bütün savaşları eleştiriyorum. O sadece bir çıkış noktası şu anda..Kaldı ki; bana dokunmayan yılan bin yaşasın mentalitesini hiç benimsemediğim, sürekli olarak savaş ve kan dökülmesini (ayırt etmeden hangi taraftan döküldüğüne) kınıyorum.
Yazıdaki ironikliği sanırım fark etmedin. Siz-Biz ayrımcılığı yapan insanlara bile laf ediyorum...
Burda her gün karşıma geçip savaş savunması yapanlarla tartışıyorum, duygu sömürüsü yapan bir hocadan notlarım iyiyken nefret noktası olması pahasına da laf ediyorum.
Bunlardan sonra; bana bu mentaliteyi yakıştırmak fazla acımasız.
İronikleştirdiğim oldukça belli çünkü...
Post a Comment