Kaç saattir oradaydın be sen çocuk? En son saat kaçta yemek yemiştin? En son ne zaman o kuyumcunun önünden kalkıp, önündeki tartıyı umursamayıp da elinde dondurma, ufak yaşında umursamadan kimseyi ve dünyayı bir sağa bir sola yürümüştün? Annenin koynunda ne zaman uyumuştun? Ateşin çıktığında kim bakmıştı? Yatağın var mı? Nerede uyursun? Sokaklar seni korur, birileri seni korur mu sanıyorsun be çocuk?
Korumaz ki.
Uyukluyordun, hastaydın bulduğumda seni. Hadi diye çekiştirerek götürdükçe onlar, geri dönüp dönüp yanında olmak geldi içimden. Var mıydı ki evin? Gittin mi? Kim götürecek ki seni doktora be çocuk? Doktor viziteleri, olmadı sıraları ne kadar söylediler mi?
Hadi ben aldım seni, götürdüm. Ya diğerleri? Onları arkada bırakmak duygusuyla nasıl gidilir ki?Kaç kişi daha var, sayamadım, sayılarım bitti. Nasıl unutmaya hevesliyiz. Kaç yıldır unutuyoruz biz biliyor musun? Usta olduk artık bu işte. Üzülürken unutmaya programlanmışız sanki, üzüntü yaklaşırken unutuyoruz artık, öyle büyüdü sokaklar. Üzülür gibi olursak değiştirebilelim sokağımızı diye.
Siz niye sokaklardasınız be çocuk?
Numbness is ahead, I write to defreeze myself..
Monday, September 01, 2008
Posted by Tugc at 6:53 AM
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
4 comments:
yine sonbahar tadında bir yazı,
okurken düşündümde,
çocukken bütün mevsimler bahardı. Sağlıkla kal.
eskiden daha yaşanacak kimbilir neler var derdik, şimdi "daha unutucak kim bilir neler neler var" diyoruz avutmak/avunmak için...
ne güzel yazmışsın ZeyNep'cim özlemişim valla =)
gökhan: Galiba sonbaharı yazdan bile daha çok seviyorum. Eylülü yani, denize girilebilirken ama geceler serinken.
mahallenin delisi: mahkemeyle uğraşacağıma, kendim değiştiririm ismimi dedim :) hatırlatma değil de, unutma listeleri yapılıyor sanki artık.
nilsu yu bilmiyorum ama teoman aşıktı. gideceğini bildiği halde ona neden kapılmıştı, umurunda değildi. hemde herşeyi gözü almayı gözü dönecek kadar aşıktı. yanı başındaydı. ona sımsıkı sarılabilmek için mesafeleri hiç düşünmecek kadar, deli derecesinde aşıktı. ama şansı hiç olmadı. nilsu teoman'a hiç güvenmedi. yada teoman kendini böyle avundurdu. kendi sayı doğrusundaki rakamları tek tek yerleştirmeye çalıştı ama tam sayı doğrusunu tek başına yapamadı. bulduğu hiç bir rakamın başlangıç noktasına aynı uzaklıkta başka bir rakam karşılığını bulamadı. bu yüzden kendi başına oluşturduğu sayı doğrultusu ile hiç bir denklemi çözemedi. çözemeyeceğini anlamak istemedi ama sonunda anladı. kendi bulduğu rakamlar ve denklemler hafızasından silinmeyecek şekilde güzel ve buruk bir anı olarak kaldı. bir köşeye atmadı tüm bu yaşadıklarını, çünkü önceden hiç bu tarz bir denklemle karşılaşmamıştı. sonunda yeni denklemler çözebilmek için kendini böyle avundurdu. ama hiç bir zaman aynı sayıları kullanmadı. çünkü o sayılar onun bir parçasıydı nam'ı diyar nilsu'nun... hiç bir şeye ne denkliği nede eşitliği olabilirdi.
Post a Comment