Malesef ki yazlıkta internet bağlantım internet cafeleren öteye geçemiyor. Sürekli bağrışan 11-16 yaş grubu CS oyuncuları arasında maillerime arada bir bakabiliyorum, önceden evde karalamış olduğum şeyleri de flashdisk e yükleyip, bloga post olarak transfer ediyorum.
Tek iletişim aracım telefon kısacası, tabi telgraf-mektup da var ama onları kimse yollamıyor artık. Halbuki ne çok severim ben mektupları, ama yok işte, insanlar onları eski nesile ait görüyorlar artık.
Bugün kaçamak yaptım Aydın'a, Kuşadası'ndaki çocuk-teyze-enişte curcuna ortamından sıkılmakla kalmayıp, artık kendi kendime oturup dururken sessiz sakin, Nietzsche'nin tanımlarından Raskolnikov'un analizini yapmaya başladığımı farkettiğim an(Bunu da yazacağım bir ara, isteyen okur) dedim, "işte sonunda koptu vidalar."
Yorgunum sayın seyirci kısacası. Çünkü tatil kılığına girmiş aslında tamamen farklı formda bir şeyle başbaşayım.
Aşağıdaki yazı 13 Temmuz'da yazıldı, ancak ekleyebiliyorum.
Norveç’teyken çok sık atıştığım bir arkadaşım vardı ve kendisiyle yıldızlarımız birbirimiziküçük düşürmeye çalışmaktan öteye çok da gitmemiştir.. Bugün ben otururken birden çalan telefonumla irkildim, bir Türk hattından “Hello Tuğçe, this is Mattia”.
“Noluyoruz ya?” dedim içimden. “Hi” filan geveledim bir şeyler ve bana Selçuk’ta olduklarını söyleyince daha da bir şaşkınlaştım.
Akşam üzeri beni tekrar aradılar ve hem arkadaşımı, hem de onun arkadaşını almak üzere atladım minibüse gittim. Paraları yokmuş, daha doğrusu sadece 100YTL leri varmış 4 gün idare etmeyi planladıkları ve bu çocuk gerçekten zengindir, okulda zengin olanlar dışındaki herkese “You are farmers” diye verdiği söylemlerle ünlüydü. Bir keresinde telefonu ve cüzdanı kaybolmuştu, “all these peopler are farmers, they stole my money” diye ağlamıştı ki, hiç unutmam.
Ha tabi bir keresinde de, kız arkadaşı olan oda arkadaşım sarhoşuğun da etkisiyle bir tür panik atak-solunum krizine girmişti ve yerde nefes nefese kıvranıyordu. Mattia kıza yardımcı olamadığı gibi, ilk yardım eğitmenliği yapmış olan bendeniz ve de başka bir arkadaşımı da yaklaştırmamıştı. O gece o odada yaşananları şimdi hatırlayıp, uzak bir pencereden izlediğimde çok gülüyorum. Yerde kıvranan Norveçli bir kız, ona hiç bir şekilde dokundurtmayan İtalyan erkek arkadaşı, hafif sarhoş ve kız arkadaşı o gece onunla birlikte olmadı diye sinirli bir HongKong’lu, ilk başta telaşlanan ama sevgilisinin hali komik gelen ve “bundan iyi tiyatro oyunu çıkar” diyen bir İsviçreli, “Mattia hemen Henriette’yi al ve banyodaki tüm pencereleri aç ve onu yan yatır ki nefes daha rahat alabilsin” diyen bir Türk, o sırada eğitmenliğini yaptığım ve “Tuğçe, böyle bir durumda bir ilk yardımcı olarak nasıl bir müdahelede bulunmalıyız?” diye o kargaşada sanki hiç bir şey olmuyormuş gibi bana soru soran başka bir Norveçli, sarhoş ve bir şey yapmaktan aciz bir Vietnamlı, “ne halin varsa gör ya, bırak Tuğçe, ayrıca bence Henriette de numara yapıyor” diyen bir Sloven.
Henriette’yi dediğim şekilde yatırmayan Mattia yüzünden Henriette’nin dili geriye gitmiş, parmağımızla çekmek zorunda bile kalmıştık o gece. Ayrıca baltalar filan da uçuşmasının yanısıra, her yanı ahşap olan bir binada bir diğer arkadaş Mattia'nın köşesine gazolin boşaltmayı denemişti, biz engel olunca da alıp çamaşırlarını pencereden aşağıya silkelemişti. Haklısınız, garip arkadaşlarım var.
Ertesi gün doktora gidip bu durumu konuştuğum için bu Mattia beni tek başıma yakalayıp, tehdit etmişti ve elini kaldırmıştı da, ben kapıyı çarpıp çıkmıştım.
Sonra, başka bir gün satrançta 2. hamlede yenildiğinden onunla dalga geçmiştim ve hayat hakkında hiç bir şey bilmediğimden başlayan ve bitmeyen bir söylev vermişti.
Ve bu kişi, Türkiye’ye gelip ilk beni arıyor.
Onu ve arkadaşını toparladığım gibi bir şeyler yemeğe götürdüm, karınları inanılmaz derecede acıkmış, sular filan aldım onlara. Gören de sefilin sefili sanacak, halbuki alakası yok.
Bir pansiyonda kalmayı istemediler ve oturduğumuz yerden bir cami görünüyordu, oranın bahçesinde gece kalıp kalamayacaklarını sordular. Camiye gittik, ben şortlu, onlar şortlu, sırt çantalı. Sordum orada gece kalabilirler mi diye, evet deyince aman ne sevindi bizim italyan ikili, “Tuğçe sana çok şey borçluyuz, abd ye döndüğümüzde sana borcumuz var” dedi Mattia. Onları caminin avlusuna bırakıp, eve döndüm.
Hadi ben çok da sağlam akıllı biri değilimdir de, camide arkadaşıma kalacak yer de hiç ayarlamamıştım. Artık bu da olduğuna göre;
Bir adet huni rica ediyorum ben lütfen.
Numbness is ahead, I write to defreeze myself..
Hala tatil var mı?
Thursday, July 19, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
15 comments:
ah şu ecnebiler, çok özeniyorum bazen kendilerine hayatı dolu dolu yaşıyorlar kafalarına göre..keşke biz de bu kadar az düşünebilsek attığımız adımları..ahh ahh :/
meraba bu arada :) bu azim ve sabırla 40 sene sonra gelsem de tugcenin burda yazacagından şüphem yok :)
ahaha aslında yardım etmemek lazım ona ama :)
gerçi yardım ettiğinde anlamıştır birşeyler. belki kafasına dank! etmiştir falan filan.
all these people are farmers demek, hic gulecegim yoktu gercekten. harika bir cumle olmus. kendisini tanimak isterdim.
Irre,
Hoşgeldiniz, nerelerdeydiniz yahu?
Yazları daha az yazabilsem de, yazmadan olmuyor.Eh okuyan da vardır heralde, dimi :)
Eysean,
Bence anlamamıştır :D Ama olsun eski okuldaşlık işte, şimdi bigün ben de İtalya'ya parasız filan giderim, en azından uygun bir kilise bulur uyuyacak bana, dimi :P
Melmoth,
Herkese farmers diyordu da, babası da çok zengin bir çiftçiydi aslında :D
Bu da kendi ironisiydi, blogumda deşifre olmuş oldu :P
yüzümde kocaman bir gülümsemeyle okudum yazını..:D bu ecnebiler bir alem, ama yazında da gördüğümüz üzere İtalyanlar için ayrı bir kategori açmak lazım gibi:p
onların camide geçen geceleri de baya olaylı olmuştur kesin :D
beni de cami avlusuna bırakmıcan di mi gelince:S
"Onları caminin avlusuna bırakıp, eve döndüm."
Cami avlusuna terk edilmiş şekilde iki İtalyan bulundu... Ayrıntılar azz sonra!!!
:))
Ne mide ya, hala seni arayabiliyor doğrusu:)
Millet bi tuhaf ya..
ehuehue kızım insanlar monotonluktan sikayet eder ama zannedersem senn hiç böle sikayetlerin olmıcak hayat boyu:D
un4,
Aman aman nerelerdeydiniz un4 cum siz :)
Walla Mattia tüm yabancıları sollar atar.
Demet,
Bırakır mıyım bebekim ben seni, çok ayıp. Seninşe mangal partisi vericez, sürpriz konuklar da var hem. :) Herşey kontrol altında.
Püstüklü Mama,
Valla kötü bir haber gelmediğine göre, biri alıp evine götürdü heralde :D
Canan,
Öyle ama komik de aynı zamanda :)
Ayça,
Yavrum benim Brezilya dizisi çeviriyorum ben içimde, haberin yok mu senin, aaa ne kaddar ayıp :)
o "ikili" Mersin'e geldiklerinde, para harcamamak adına kendilerini ne kadar perişan ettiler ama... bunları havuza, denize, barlara, tantuniciye, kiliseye (!) götürdüm, ama adamları bir pansiyonda kalmaya ikna edemedim. Öyle olunca o tehlikeli Adana-Mersin yolunu otostop çeke çeke gitmişler! Tabii nasıl gitmişler hala anlamıyorum... Ertesi gün beni arayıp "Akın, biz Nevşehir'deyiz dediler!!!" hahaha...
peace
çok ayıp, insan çarpılır yahu! :P
Akın,
Ben Mattia'ya özel "farmer" ödülü vereceğim valla bak. Flekke'deyken de öyle anormaldi, hala da değişmemiş. ama bak sevgilisi varmış abd li, anlattı mı sana? :) Bi de bi kaç başka haber verdi, anlatayııım mııı :P
Oky,
Tayyip bana özel ödül verecekmiş öyle dedi.. papa hayranı birinde camide uyuttum diye :P
sanki yeni doğan bebeği cami avlusuna bırakan insanlar(!) olur ya aklıma bu geldi.
ee imam ne dedi bu konuya?
boyle bir anim olmasi icin herhalde cok seyimi verebilirdim. okurken bir yandan da izledim resmen.
iyi gecmistir umarim tatilleri.
Post a Comment